Madenciler

Madenciler

Madenci sekiz saat vardiyayla çalışır. Sekiz saat karanlıktadır, sekiz saat sigarasızdır.
Yazar Sevil Üzrek
Fotoğraflar Birol Üzmez

Bir çift sürmeli göz anlatır mı madenciyi? Korkularını, kaygılarını, tepkilerini, haykırışlarını sürmeli gözlerinin ardına gizler madenci. Sarışın,mavi gözlü de olsa, ille de sürmelidir kara kara . Kömür karasındandır sürmeleri.

Sıradandır maden dışında, diğer insanlar gibidir. Oysa, ocakta diğerleriyle aynı olan giysileri içinde bile sıradan değildir. Daha bir kendine güvenli, daha bir kişiliklidir kazmasını sallarken. Bir o kadar da isteksizdir ocağa girerken.

Madenci sekiz saat vardiyayla çalışır. Sekiz saat karanlıktadır, sekiz saat sigarasızdır. Çıktığında tüm özlemi sigaraymışçasına peş peşe içer, girmeden de öyle. “Son nefes” diye bağırır tertip, ocağa girmeden önce. Bu bağırış, son sigaranın, yani dışarıdaki son dakikaların habercisidir.

Zonguldak Kozlu Müessesesi girişinde tam karşıya gelen yaşam saatinden ürker, bakmaya çekinirsiniz.”Madenci dikkat, kaza geliyorum demez, emniyetli çalış, tedbir al. Bu saati durdur” yazar saatin üzerinde.

Bir başka yerdeki yazıda “Düşün! Şimdi kazayı önleme sırasıdır. Unutma, seni evde bekleyenlerin var” diye uyarılır madenci. Bu hıçkırıklı uyarıdan, madencilerin başına gelebilecek her türlü kazanın sorumlusunun kendileri olduğu izini alırsınız.

Maden ocağının kötülüğü göçüktür, grizudur. Madenci ya göçükte, ya grizu patlamasında ölür diye biliriz. Oysa madenci, ocaktan adımını attığı an ölümle burun burunadır. Ocağın kapısından girdiğinde kararıverir dünya, renkler yitiverir birden. Çamurdur balçık gibi, kulakları sağır edercesine hava akımının gürültüsüdür, karanlıktır, rutubettir şıpşıp damlar yukarıdan, tozdur, dumandır, kömür kokusu, lağım fareleri, bel ağrıları ve göçüktür, grizudur, korkudur madencinin yaşamı. Üzerindeki ağır elbiseler ve yanında bulundurabildiği tek eşya olan lambası, yine sürükleyerek yürüdüğü ağır çizmeleriyle ocak içinde kilometrelerce yol yürür, ayağa ulaşmak için. Karanlığa, belirsizliğe, sonsuzluğa yürür. Ayakta bile durulamayacak yerlerde sürünür, kazar, kömür çıkarır. Floresan yakılabilen yerler “kapalı çarşı” ya da “E5 karayolu”dur madenci için.

Kazmacısı, motorcusu, domuz damcısı, şefi, nezaretçisi, kancacısı, lağımcısıyla yeryüzündeki beden işçilerinin içinde gerçek alın terini döken insanlar: Maden İşçileri. Yirminci yüzyıl teknolojisine inatla kapısını kapamış, insan öğesini hiçe sayan, insan gücüyle tonlarca kömür taşıtacak, vagonları ittirecek, vagonları devirtecek bir anlayışın kurbanı olmuş insanlar. Film değildir yaşananlar. Kanıyla, canıyla gerçek yaşamdır. İnsandır bu ocaktakiler, gerçek insan.

Oysa ölçüye gelmez yaşananlar. Kim ne kadar dayanır bilinmez. On yılda çürüğe çıkar ocakta çalışanlar genellikle. Ciğerleri, ayakları, belleri sakatlanır. Çürüğe çıkan ise artık ocakta çalışamaz, dışarı alınır. Oysa madenci, ocak dışında çalışmayı istemez. Ocak dışında çalışana daha az para verilir.

Vardiya bitiminde yine aynı kilometrelerce yolu yürüyerek ışığa yönelir madenci. Umuda, çıkışa, aydınlığa yürür sekiz saat sonra. Kapıya yanaştığında dışarıdan oksijenin, yeşilin kokusunu alır. İşte ışık, işte yeşil. Yeşilin içinde yürüyerek uzaklaşır ocaktan. Yeşilliğin içinde yürüyen siyah giysili insanlar. Kara bakışlı, kararmış, umutsuz yüzler, çürüyen bedenler. Ve topraktan fışkıran yeşil. Doğadaki renklerden kendine siyahı seçmiş, siyahı seçmek zorunda bırakılanlar.

Madenci karadır, madenci yorgundur, ama “artist gibi yakışıklı” gençler vardır içlerinde. Ve bu gençler en az yirmi yıl, günde sekiz saat vardiyayla madenciyi oynayacaklardır. İlk ocağa girdiği gün, geri kaçmıştır biri. “Şef tutmayaydı o gün, bir daha girmezdim.” Ama girmiştir, girmek zorundadır.

Girene “Uğur Ola”, çıkana “Geçmiş Olsun”. Zonguldak’ta kömür bitene, ya da kömür ocakları kapatılana kadar böyle sürer vardiyalar. Yani,Zonguldak’ın kapısına kilit vurulana kadar.

Evet, girene “uğur ola”, çıkana “geçmiş olsun”.

Sonu hıçkırıklarla biten bir madenci filmi değil bu, gerçek bir yaşam ve gerçek madenciler bunlar, Zonguldak’ı anlatan elinde fenerli madenci heykelindeki gibi, “kömür karasının onuruyla” yaşamalı madenci. Ardında gözü yaşlı çocuklar, kadınlar kalmamalı ve Zonguldak’ta artık üzeri bayrak örtülü cenazeler kalkmamalı.

Not:

1989 -1993 yılları arasında Zonguldak’ta gerçekleştirdiğim çekimlerimde Madencilerin 1990 yılındaki grevi ve Ankara yürüyüşü ile 1992 yılında 213 madencinin ölümüyle sonuçlanan Kozlu grizu faciası da belgelendi. Kömür madeni şehri olan Zonguldak’ta doğdum ve büyüdüm. Bu avantajla maden işçilerinin onurlu ve çilekeş yaşamına içeriden bir gözle bakmaya çalıştım. Fotoğraflarımın tamamı siyah beyaz negatif ve diapozitif fotoğraflardan oluşmaktadır.